‘Faso Fiso’ nedir biliyor musunuz?

Şubadap Çocuk, sosyal medyada “Şubadap’ı duymayan kalmasın” kampanyası ile yeniden kendilerini tanıtmaya niyet ettiler. Duymayan kalmasın, Şubadap Çocuk burada, bizimle, ulaşılması en kolay yerde!

Uzun mu uzun saçlı üç yaşındaki oğlumla sokakta hava almaya çıkmış yürüyorduk. Birden, yüksek bir ses ile “Aa ne kadar güzel bir kız bu”diyerek orta yaşlı bir kadın yanımıza yanaştı. Kısık sesle, biraz da ne yapacağımı bilmez bir halde, “Şey, o bir oğlan çocuğu” deyiverdim. Peki kadın durur mu, yapıştırdı cevabı. “Böyle uzun saçlı erkek mi olurmuş” dedi. Pusetten yükselen oğlum, kadına doğru bir hamle yaptı ve şöyle bağırdı: “Fasa Fiso”(1). Valla yalan yok, içimin yağları eridi. Fasa Fiso nedir bilmiyor musunuz? Gelin anlatayım. Ama önce bu hikayeyi unutmamanızı rica ediyorum, bu yazının sonunda benim de Şubadap Çocuk grubundan bu konuda bir isteğim olacak çünkü!

‘Fasa Fiso’ demek, saçma sapan şeyler demek. Neler var neler bu fasa fiso kümesine giren; oğlanlar yemek yapamazmış, kızlar maçta gol atamazmış, oğlanlar saç uzatamazmış, kızlar çivi çakmazmış, oğlanlar hiç ağlayamazmış… Bugünün çocukları bu fasa fisoların farkında ve bugünün ebeveynleri de bu faso fisoların bilincinde olarak çocuklarını yetiştirmeye çalışıyorlar. ‘Fasa Fiso’, Şubadap Çocuk grubunun en çok dinlenen ve bence gerçek hayatta en çok karşılığını bulan şarkılarından biri. Şubadap Çocuk da 2013 yılında İzmir’de kurulan ve sadece çocuk şarkıları besteleyen bir müzik grubu.

Bir sosyolog, akademisyen ve eğitici olarak sahada, üniversitede, okulda, farklı yaşlardaki bireylere; toplumsal cinsiyet, eleştirel düşünce ve hak temelli yaklaşım konularının nasıl anlatılacağına dair uzun yıllardır kafa patlatan biriyim. Tek bir şarkı ile üç yaşındaki bir çocukta bu kadar yer edebilmiş ve somut uygulayabilme becerisi yaratmış bir şarkı karşısında duyduğum heyecan da büyük oldu haliyle.

ŞUBADAP ÇOCUK’UN TOPLUMSAL MESAJLARI BAĞIRDIĞI ŞARKILARI

Özellikle sınıfta ve evde soyut kavramları ve toplumsal meseleleri anlatmak konusunda, bunları gündeme getirme konusunda sıkıntı yaşıyorsanız, bu konuları konuşabilmek için daha çok alana ihtiyacınız oluyorsa, bu grubun, didaktik olmayan bir tavırla, toplumsal mesajları bağırabildiği şarkıları var. Ayrıca bunu yaparken, tek bir hedef kitleye de seslenmiyorlar. Sizi, dinledikçe daha katmanlı olduğunu anladığınız şarkılar silsilesi ile buluşturuyorlar. Mesajını hem çocuğa hem ebeveyne ya da bakım verene hem de topluma verebiliyorlar. Şarkıyı, katman katman ihtiyacına göre açabiliyor ve işleyebiliyorsunuz. İsterseniz ‘Çekirdeksiz Domates'(2) şarkısı, evde yüzlerce tekrara alıp iki yaşındaki çocuğunuzu uyuturken dinlediğiniz, o çocuğu çok yakalayan melodisi ve komik hikayesi ile size eşlik edebilir. İsterseniz az daha aklı erebilen, bilişsel kapasitesi yükselmiş çocuğa kitabını okuyup laboratuvarda insanların domatesin çekirdeklerini nasıl çaldıklarını anlatabilirsiniz. Daha da ileri gitmek isterseniz, biraz daha büyük bir yaş grubuna GDO’dan girip iklim krizine varacağınız bir konuşmanın penceresini aralayabilirsiniz! Bu emektir, bu ince ince işlemektir! Bugün temiz içeriği ve parmak sallamayan bir yerden çocuğa seslenen tarzı ile hem çocuğun hem de yetişkinin dikkatini çekebilen bu üretime, dünyanın hızla gitmekte olduğu duruma bakılırsa hepimizin ihtiyacı var.

Şubadap Çocuk ile bir öğretmen eğitimi sırasında birebir tanışma fırsatı buldum. Nasıl bir üretim çarkının içinde olduklarını yakından diledim. Grubu üç başlıkta anlatmaya çalışacağım ama önce benim için önemli bir noktayı öne çıkarmak isterim. Özellikle bu üç başlığın da nasıl bir şekilde çocuk katılımının ön plana alınarak, demokratik ve yetişkincilikten uzak bir tavırla yapıldığının altını çizerek başlamak isterim. Hani o çok klişeleşmiş olan “çocuğun göz hizasına inin” sloganını alıp sadece eğilmekle kalmıyorlar, aynı zamanda tüm farklılıklarıyla çocukların elinden tutarak merkeze yerleştiriyorlar. Onların deyimiyle de çocuklardaki bu çeşitlilik ve bireysel farklılıklar, onlara bakışlarında hiçbir fark(3) yaratmıyor. Hiyerarşik olarak ebeveyni, öğretmeni, bakım vereni yukarı konumlayan bakış açısına adeta meydan okuyorlar. Ayrıca, bu öznelerle ve çocuklarla ördükleri bu öğrenme yoldaşlığının da hiyerarşiyi kırdığına inançları sonsuz.

Birincisi, tahmin de edilebileceği üzere tüm materyallerinin üretim aşamasına bakmak olacak. Neler mi var bu üretilenlerin içinde? Kırk beş adet tematik şarkı, yedi adet albüm, yayımlanmış dokuz adet hikaye kitabı, Şubadap Çocuk Nota kitabı, herkese açık bir telefon uygulaması ve son olarak yeni çıkardıkları öğretmen etkinlik kitabı. Bu bir ekip işi fakat kafanızda canlandırdığınız gibi sahnede gördüğümüz yaklaşık altı kişilik ya da sahne arkasındakilerle birlikte olan bir ekibin işi değil. Ekip, onlar için daha geniş bir kitleyi ifade ediyor. Üretim sürecine, çocukları, ebeveynleri, okulları, belli sosyal medya ağları üzerinden ulaştıkları öğretmenleri ve müzisyenleri de dahil ediyorlar. Şarkının konusundan sözüne, melodisinden bestesine kadar bu süreci ortak bir şekilde örüyorlar. Bitmemiş olan yeni şarkı, bu gruplar arasında gidip geliyor ve son haline ulaşana kadar tüm çocukların katkısına açılıyor. Bununla da kalmıyor ve son aşamada çocuk korosunu stüdyoya sokup şarkıyı da beraberce kaydediyorlar. Bu dünyada çocuklara, onların yaratıcılıklarına ve akıllarına ne kadar güvenilmiyorsa onlar her adımda tam tersini icra ediyorlar. Bir üretim süreci ne kadar demokratik olabilir üzerine her gün daha fazla kafa yoruyorlar.

ŞARKILAR, ‘PAYLAŞMAK İSTEYEN HERKESİN, TİCARİLEŞTİRMEK İSTEYEN HİÇ KİMSENİN’

İkinci olarak tüketim ya da onların diliyle bu işin dolaşımını nasıl mümkün kılıyorlar? Öncelikle bazı temel ilkeler üzerinden süreci yürütüyorlar ve bu ilkelerin en başında kâr amacı gütmemek ve kolektif çaba geliyor. Şubadap, şarkıları için “copyright” yerine “copyleft” söylemini kullanıyor ve bunu şöyle özetliyor: Bu şarkılar, ‘Paylaşmak isteyen herkesin, ticarileştirmek isteyen hiç kimsenin’. Kitaplarına açık kaynak olarak kendi sitelerinden ulaşmanız mümkün, aynı zamanda şarkılarını ücretsiz olarak indirebildiğiniz telefon uygulaması üzerinden dinleyebilmeniz de. Bir diğer çocuklarla buluştukları yer ise tabii ki konserler ve bu konuda da grup olarak bazı prensipleri var. Her etkinlikte kesinlikle sponsor almadan çalışıyorlar ve konser yerlerini seçerken de ayrı bir özene sahipler. Mesela, bugün Şubadap’ı herhangi bir AVM’de şarkı söylerken görmeniz mümkün değil. Bunun yanında, ulaştıkları çocukların geldikleri ekonomik, sosyal, kültürel altyapıları birbirlerinden çok farklılaşmakta ve hepsini müzik çatısı altında bir araya getirmeyi de başarmış durumdalar.

Herhalde şu zamana kadar onun üzerinde konserlerine gitmiş bir yetişkin olarak size de sormak isterim: Siz hiç çocuk konserinde dans eden yetişkinler gördünüz mü? Ben gördüm, hem de defalarca! Grup neredeyse her şarkıya kişinin yaşı fark etmeksizin eşlik ettirmenin yolunu keşfetmiş. Gerek beden perküsyonu ile gerek ritim tutarak, bazen de şarkının nakaratına eşlik ettirerek… Her şarkının girişinde, hem çocuğa hem yetişkine bir mesaj vermenin, göz kırpmanın da yolunu bulmuşlar. Konserin en sonunda çaldıkları ‘Özgürlük'(4) şarkısıyla, hep beraber bir sağa bir sola, bir arkaya bir yukarı bakarak her birimizin çocuklarımız için daha özgür bir dünya hayal ettiği de bir gerçek. En güzeli de ne biliyor musunuz? O konser salonundaki tüm emekçilere selam çakmadan o sahneden inmiyorlar! Çünkü “emek demek ne demek”(5) en çok da onlar deneyimliyorlar ve size de bu mesajı tertemiz geçiriyorlar. En temel motivasyonları onların deyimiyle, nihayetinde eşit ve özgür bir dünya isteği.

‘PARASIZ AMA EMEKSİZ DEĞİL’

Konserleri, telefon uygulamalarını, kitaplarını bir kenara koyalım, bence en değerlisi, çocuklarla ve öğretmenlerle de en temasta oldukları an, yani Türkiye genelinde çıktıkları turneler. Kendilerine ait bir minibüs ile kısıtlı imkanlarla İzmir’den yola çıkıyorlar ve şu sloganı da ağızlarından eksik etmiyorlar: “Parasız ama emeksiz değil”. Öncelikle, öğretmenlerle kurdukları iletişim ağından ve kendilerine ulaşan okullardan bir rota belirliyorlar. Yaklaşık olarak tüm günü bir okulda geçirecek şekilde başlıyorlar yol almaya. Şu ana kadar on turneye çıkıp on binlerce çocuğa ulaştılar. Hatta bazı turnelerin belgesellerini bile çekmişler. Peki ne demek bu “Parasız ama emeksiz değil”? Rotaya koydukları okuldan, oraya varmadan yaklaşık bir ay önce tek bir talepte bulunuyorlar. Öğretmenlerden, sınıflardaki çocukların Şubadap şarkıları ile tanışmasını ve bu şarkılar üzerine konuşup kafa yormalarını istiyorlar.

Oraya vardıklarında önemle üzerinde durdukları birkaç adım var. İlki, öğretmenler odası toplantısı almak -ki bunun için yaratılmış materyalleri bile var. İkincisi, yerel halk ile bütünleşik davranmak ve mümkün ise barınma ihtiyaçlarını dayanışma ağı içinde görmek. Üçüncüsü, mümkün olduğu kadar çok sınıfa girmek ve çocuklarla birebir temasta bulunmak. Son olarak da, gittikleri okula, okulun içinde bulunan diğer önemli köşelerin yanına yaratıcısının çocuklar olduğu bir Şubadap köşesi armağan ediyorlar.

Son olarak, bir gün yolunuz İzmir’e düşerse eğer, sekiz senedir her yaz gerçekleştirilen Geleneksel Harmandalı Çocuk Şenliği’ne de bir uğrayın derim. Tüm ekip sene içerisinde Harmandalı Kültür ve Sanat Derneği’nin de ortak çalışmasıyla, mahalledeki çocuklarla çalışıp kurdukları çocuk korosunu sahnede ağırlıyor, tüm mahallede çalgılarla çengilerle ve tabii ki çocuklarla kocaman bir tur atıyorlar, bunun da adına “Şalala” diyorlar. Her bir adımı yine çocuklarla birlikte tasarlanıp hazırlanmış bu etkinlikte, bolca “Mahallede şenlik var!” diye bağırmayı da ihmal etmeyin.

‘ŞUBADAP’I DUYMAYAN KALMASIN’

Grup, 18-25 Aralık 2023’te sosyal medyada “Şubadap’ı duymayan kalmasın” kampanyası ile yeniden kendilerini tanıtmaya, daha çok duyulmaya, daha fazla eve ve okula girmeye niyet ettiler. Bu mesajı buradan ben de tekrar etmek isterim. Sevgili öğretmenler, sevgili ebeveynler ve çocuklara bakım verenler, duymayan kalmasın, Şubadap Çocuk burada, bizimle, ulaşılması en kolay yerde!

Yazıyı bitirirken, başta anlattığım oğlum ve ‘Faso Fiso’ şarkısının hikâyesini unutmadınız değil mi? Bir ebeveyn olarak başka bir derdim daha var sevgili Şubadap Çocuk! Bu minicik, biricik çocuk bedenlerinin sadece çocuklara ait olduğunu anlattığınız bir şarkı da yapar mısınız, özellikle biz zaman zaman sınır bilmez yetişkinler için?


Dipnotlar:

1. 2019 yılı “Hayal et” albümünden bir şarkı.
2. 2016 yılı “Gökyüzü kimin?” albümünden bir şarkı.
3. 2020 yılı “Hey buraya baksanıza” albümünden “Ne fark eder ki” şarkısı.
4. 2017 yılı “Dersler uzun teneffüsler kısa” albümünden bir şarkı
5. 2020 yılı “Hey buraya baksanıza” albümünden bir şarkı

#copyleft, yani tüm hakları hiç kimsenin, çok ısrar ederseniz "tüm hakları çocukların"